DEPREMLER VE ASTROLOJİK GÖSTERGELER
Didem Can
Ağustos 2025
Özet
Tarih boyunca depremlerin nedenleri ve mekanizmalarıyla ilgili sorular, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle birlikte giderek evrim geçirmiştir. İlk dönemlerde sorular daha çok “neden” ve “nasıl” üzerine odaklanırken, günümüzde yaklaşımlar giderek “ne zaman” sorusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bununla birlikte, Dünya’nın derin iç yapısına erişimin zorluğu, fay sistemlerinin karmaşık yapısı ve öncü sarsıntıların tutarsızlığı gibi nedenlerle depremlerin kesin olarak tahmin edilmesi hâlâ önemli bir bilimsel zorluk olmaya devam etmektedir.
Bu çalışmanın temel amacı, sismik olaylar ile gezegensel dizilimler arasındaki olası ilişkileri astrolojik bir bakış açısıyla incelemektir. Analiz; gezegen konumlarını, açısal ilişkileri (açıları), burç yerleşimlerini, açı kalıplarını, Ay fazlarını ve midpoint (orta nokta) yapılarını kapsamaktadır. Klasik gezegenlerin ötesinde, sabit yıldızlar, trans-Neptünyen noktalar (TNP’ler), kritik dereceler, asteroitler ve bunların kombinasyon etkileri de çalışmaya dahil edilmiştir. Depremlerin kesin zamanlarının bilindiği durumlarda, Yükselen (ASC) ve Tepe Noktası (MC) eksenleri de değerlendirmeye katılmıştır. Örneklem grubu 1687 deprem haritasından oluşmaktadır.
Kaynaklar
Depremlerin Tarihsel Algılanışı ve Felsefi Yorumlar
Tarih boyunca depremler, insanlığı hem korkutan hem de meraklandıran doğal olaylar olmuştur. Antik çağlarda bu gizemli sarsıntılar, nedenleri ve nasıl oluştukları hakkında büyük bir merak uyandırmış; ancak bu soruların çoğu cevapsız kalmıştır. Bu nedenle erken dönemlerde depremler çoğunlukla ilahi gazabın bir yansıması olarak yorumlanmıştır. Tarihsel metinler, her büyük sarsıntıdan sonra bu ilahi öfkeyi yatıştırmak amacıyla çeşitli dualar, ritüeller ve büyüsel uygulamaların geliştirildiğini göstermektedir (1).
Depremlere ilişkin eski algılar büyük ölçüde dini inançlara dayanırken, zamanla bu yorumlar yerini daha bilimsel açıklamalara bırakmaya başlamıştır. Sümer inancında depremler, insanlığa yönelik bir ilahi ceza olarak görülüyordu. Bu sarsıntılardan sorumlu tanrı, yeraltı sularının ve denizlerin tanrısı olan EA (daha sonra Enki olarak anılmıştır) idi. Bu tanrı daha sonra Yunan mitolojisindeki denizleri hareketlendirdiğine ve depremlere neden olduğuna inanılan Poseidon ile ilişkilendirilmiştir (Kramer, 1999).
Poseidon’un, üç dişli mızrağı (trident) ile yere vurarak depremler oluşturduğuna inanılırdı. Bu nedenle kendisine “yeri sarsan” anlamına gelen Enosigaios adı da verilmiştir (2).
Tarih ilerledikçe, dini yorumlar felsefi düşüncelerle sorgulanmaya başlanmıştır. İlk Yunan filozoflarından Thales, dünyayı açıklarken mitolojik anlatıları bırakıp doğa felsefesine yönelen ilk düşünür olarak kabul edilir. Thales, tüm maddenin tek bir temel unsurdan oluştuğunu ve bunun da su olduğunu öne sürmüştür. Bu teori, sonraki düşünürler üzerinde önemli bir etki yaratmıştır.
Thales’e göre Dünya, tıpkı bir gemi gibi suyun üzerinde yüzüyordu. Ona göre depremler, Dünya’nın altındaki suyun hareket etmesi sonucu meydana geliyordu (3). 28 Mayıs MÖ 585’te gerçekleşen güneş tutulmasını doğru tahmin etmesiyle de tanınan Thales’in en kalıcı mirası, muhtemelen rasyonel sorgulama yöntemi olmuştur.
Ancak tüm filozoflar onun görüşlerini kabul etmemiştir. Örneğin Romalı filozof Seneca daha sonra Thales’in teorisini gerçekçi bulmayarak reddetmiştir (4).
Thales’in öğrencisi Anaksimandros ise Dünya’nın bir davul şeklinde olduğunu ve kendi ağırlığı altında çatlayarak depremlere neden olduğunu öne sürmüştür (5). Bir diğer Miletli filozof olan Anaksimenes de depremleri akıl yoluyla açıklamaya çalışmıştır. Onun teorisi, tarihteki en erken sismik faaliyet modellerinden biri olarak kabul edilir. Hatta Sparta’da meydana gelecek bir depremi önceden tahmin ettiğine inanılmaktadır.
Anaksimenes’e göre depremler, toprağın aşırı yağış sonrası ister nemli ister kuru olsun çatlamasıyla oluşuyordu. Ona göre kurak veya aşırı yağışlı dönemlerde, iç basınç nedeniyle toprak parçalanıyordu. Yağmur, Dünya içindeki boşlukları dolduruyor; yağış dönemi sona erdiğinde ise ısı yüzeyi kurutarak çatlaklara ve ardından sismik hareketlere yol açıyordu (6)(7).
Aristoteles ise topraktaki nem ve kuruluğun buharlar oluşturduğunu ve depremlerin bu buharların birikip şiddetli şekilde açığa çıkmasıyla meydana geldiğini ileri sürmüştür. Ayrıca depremlerin genellikle ilkbahar ve sonbahar gibi ıslak ve kuru dönemler arasındaki geçiş zamanlarında gerçekleştiğini belirtmiştir. Nadiren de olsa depremler ile Ay tutulmaları arasında zamansal bir ilişki gözlemlediğini de ifade etmiştir (8).
Batlamyus (Ptolemy), Tetrabiblos adlı eserinde depremlerle ilgili astrolojik sınıflandırmalar yapmıştır. Örneğin:
-
Boğa burcu genel olarak sıcak özellikler gösterir ve orta derecede sıcaktır. Ancak özellikle Ülker (Pleiades) kümesine yakın ilk dereceler depremler, rüzgârlar ve sis ile ilişkilendirilir.
-
İkizler burcu genel olarak ılıman bir iklim oluşturur; ilk dereceleri yağışlı ve yıkıcı, orta dereceleri ılıman, son dereceleri ise kaotik ve dengesizdir. Kuzey bölgeleri rüzgâr ve depremlerle, güney bölgeleri ise kuraklıkla ilişkilidir.
-
Yengeç burcu genel olarak hoş ve sıcak havaları temsil eder; ancak ilk dereceler ve Praesepe kümesi bunaltıcı, sismik ve sisli etkiler taşır. Orta dereceler ılıman, son dereceler rüzgârlıdır.
-
Akrep burcu gök gürültüsü ve ateşle ilişkilidir; ilk dereceler karlı, orta dereceler ılıman, son dereceler ise depremlerle bağlantılıdır. Kuzey bölgeler sıcak, güney bölgeler nemlidir (9).
Aynı eserde Batlamyus, özellikle Satürn ve Mars’ın toprak burçlarındaki kavuşumlarının veya etkileşimlerinin depremleri tetikleyebileceğini de öne sürmüştür:
“Satürn ve Mars, özellikle ışıkları yönettiklerinde ve birbirlerinden uzak konumlandıklarında büyük tehlikeler yaratırlar… ve eğer toprak burçlarındalarsa, vahşi hayvan saldırıları veya depremler yoluyla...” (10)
Doğa felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Thales’in başlattığı rasyonel sorgulama geleneği, günümüzde de depremlerin nedenlerini araştırmaya ilham vermeye devam etmektedir. Daha yakın dönemlerde Uranüs gezegeninin keşfedilmesinin ardından, bu gezegen yıkıcı, beklenmedik ve sarsıcı olaylarla, özellikle depremlerle ilişkilendirilmiştir. Bazı çalışmalar, sismik olaylar sırasında Uranüs’ün meridyen noktalarına yakın konumlandığını vurgulamaktadır (11).
Metodoloji
Yukarıda belirtilen çerçeveye dayanarak bu çalışma, sismik olaylar sırasında ortaya çıkan önemli astrolojik göstergeleri belirlemeyi ve özellikle Uranüs, Neptün, Poseidon (TNP), Satürn ve Mars gibi gezegen etkileri ile depremler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır.
Veri Örneği
Çalışma, büyüklüğü 6.0 ve üzeri olan 1687 deprem verisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veri setinin zaman aralığı, 1293 Kamakura Depremi’nden 22 Mart 2025 Filipinler Depremi’ne kadar uzanmaktadır. Dönemlere göre dağılım ise şu şekildedir:
(İstersen devamını da çevirebilirim 👍)

Tarihsel deprem verileri öncelikle USGS (United States Geological Survey – Değişen Bir Dünya için Bilim) veri tabanından elde edilmiştir; daha eski deprem kayıtları ise Wikipedia’dan derlenmiştir. Wikipedia yerel saat verileri sunduğundan, bu saatler olduğu gibi kullanılmıştır. Ancak USGS verileri UTC formatında kaydedildiği için, bunlar yerel saate dönüştürülmüş ve Sirius 3.0 yazılımı kullanılarak kaydedilmiştir.
Zaman ve konum bilgilerinin mevcut olması nedeniyle, ASC (Yükselen) ve MC (Tepe Noktası) veri analizine dahil edilmiştir. Bunlar özellikle hızlı hareket eden gök cisimleriyle ilişkili olası tetikleyici etkileri açısından dikkate alınmıştır.
Açılar
Bu çalışmada temel açılara ek olarak 135° ve 45° açıları da 5° orb ile analiz edilmiştir. Dikkate alınan açılar:
- Kavuşum (0°)
- Yarı-kare (45°)
- Altıgen (60°)
- Kare (90°)
- Üçgen (120°)
- Seskikare (135°)
- Karşıt (180°)
Sabit Yıldızlar
Gezegenlerle sabit yıldızların kavuşum sıklığı (2° orb içinde) incelenmiştir.
Burçlar
Deprem anındaki gezegenlerin burç konumları sıklık ve örüntü tanıma açısından analiz edilmiştir.
OOB (Out-of-Bounds) Gezegenler
Her olay haritasında, deprem sırasında hangi gezegenlerin sınır dışı (OOB) konumda olduğu değerlendirilmiştir.
Kritik Dereceler
Çalışmada kavuşumlarla aktive edilen kritik dereceler ve bu derecelere açı yapan gezegenler analiz edilmiştir.
Kullanılan kritik dereceler:
- Öncü burçlar: 0°, 11–13°, 24–26°
- Sabit burçlar: 7–9°, 20–21°
- Değişken burçlar: 3–4°, 16–17°, 29°
Bu kritik derecelerin kökeni klasik veya Helenistik gelenekte kesin olarak belirlenemese de, hem İbn Ezra hem de Vettius Valens eserlerinde bazı derecelerin özel niteliklerinden bahsetmiştir.
Örneğin, İbn Ezra Koç burcunun 6°, 11°, 17° ve 23° derecelerinin talihi azalttığını belirtir. Valens ise 0° Koç’u fırtınalı, dolulu, rüzgârlı ve yıkıcı olarak tanımlar; İkizler’in ilk üç derecesini ise istikrarsız ve değersiz görür. Ne Ezra ne de Valens bu dereceleri burç niteliklerine (öncü/sabit/değişken) göre sınıflandırmıştır.
Bu dereceler arasında, 0° Koç’taki ilkbahar ekinoksu (Koç Noktası) gök ekvatoru ile ekliptiğin kesişimini işaret eder ve yeryüzü olaylarının analizinde sıkça kullanılır.
Asteroitler, TNP’ler, Düğümler, Açılar (MC–ASC), Vertex & East Point
Analize 5° orb ile dahil edilen ek astrolojik noktalar:
- TNP’ler (Neptün ötesi noktalar)
- Asteroitler
- Ay Düğümleri (Kuzey ve Güney)
- Açılar (MC, ASC)
- Vertex
- East Point
TNP açıları ve orta noktaları ayrıca 30' orb ile ikinci kez analiz edilmiştir; her iki orb için yapılan çalışmada aynı sıralama elde edilmiştir.
Orta Noktalar
Tüm gezegenler, asteroitler, düğümler ve açılar arasındaki orta noktalar 5° orb ile değerlendirilmiştir.
Açı Örüntüleri
Başlıca açı konfigürasyonları incelenmiştir:
- Büyük Üçgen: 5° orb içinde
- T-Kare: 5° orb içinde
- Büyük Kare: 8° orb içinde
BULGULAR
Gezegen ve Göksel Cisimlerle İlgili Astrolojik Dağılım Örüntüleri
Bu çalışma, gezegenlerin element ve burç konumları, Neptün ötesi cisimlerin (TNO) etkileri, asteroit etkileşimleri, açısal ilişkiler, Ay evreleri, orta noktalar, sabit yıldızlar ve sınır dışı gezegenler gibi çeşitli astrolojik parametreler üzerinden göksel cisimlerin dağılımını incelemektedir. Analiz, özellikle belirli doğal olaylar bağlamında anlamlı astrolojik korelasyonları belirlemeyi amaçlamaktadır.
Gezegen ve Asteroitlerin Burçlardaki Dağılımı
Gezegenlerin element dağılımı incelendiğinde “toprak” elementinin öne çıktığı görülmektedir. Aynı zamanda burç dağılımında Oğlak ve Balık burçları özellikle dikkat çekici bulunmuştur (Grafik 1).
.jpg)
Daha ayrıntılı analiz, Satürn ve Jüpiter’in sıklıkla kendi yöneticisi oldukları burçlarda konumlandığını göstermektedir (Tablo 1).
.jpg)
Bu bulguların sağlamlığı, farklı gruplar üzerinde yapılan testlerle doğrulanmış ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmiştir (Tablo 2).

Asteroitler ve Burç Dağılımı
Asteroitlerin kendi grupları içindeki incelenmesi, gezegen dağılımına benzer şekilde Oğlak ve Balık burçlarının baskın olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Yay burcu da dikkat çekici bir şekilde öne çıkmaktadır. Ancak gezegenlerin ev dağılımında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir.
Gezegenler ve TNP’lerin Açılar İçindeki Konumu
Gezegenler ile varsayımsal gök cisimlerinin etkileşimlerini anlamak için Trans-Neptün Nesneleri (TNO) tanımlanmalıdır. Alman astrolog ve matematikçi Alfred Witte, Uranian Astrolojinin kurucusu olarak I. Dünya Savaşı sırasında (1919–1925, ilk gözlemleri 1913) topçu ateşi zamanlamalarını incelemiştir. Witte, bilinen astrolojik tekniklerin bu kesin zamanlamalarla örtüşmediğini fark etmiştir. Bunun üzerine gökyüzünde bilinen gök cisimlerine karşılık gelmeyen, ancak gezegenler gibi hareket eden enerji alanlarının varlığını öne sürmüştür. Bu noktaların henüz keşfedilmemiş gezegenleri barındırdığına inanılmakta ve Trans-Neptün Nesneleri (TNO), Trans-Neptün Gezegenleri veya Hipotetik Gezegenler olarak adlandırılmaktadır. Bunlar şunlardır: Cupido, Hades, Zeus, Kronos, Apollon, Admetos, Vulcanos ve Poseidon. İlk dört tanesi Witte tarafından, diğer dört tanesi ise Friedrich Sieggnum tarafından tanımlanmıştır.
Bu bilgiler ışığında, gezegenler arasındaki açılar ve gezegenlerle TNO’lar arasındaki açılar analiz edilmiştir.
Gezegenler arasındaki açılara bakıldığında, özellikle Neptün–Uranüs ve Neptün–Plüton etkileşimleri dikkat çekmektedir. Ayrıca Satürn de bu açı ilişkilerinde öne çıkan bir gezegen olarak belirlenmiştir (Grafik 2).

Grafik 2’de görüldüğü üzere, farklı gruplar üzerinde Neptün/Plüton, Neptün/Uranüs, Güneş/Venüs ve Satürn/Uranüs çiftlerinin açılarına yönelik yapılan t-testleri istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar vermiştir (Tablo 3).

İşte metnin Türkçe çevirisi:
Gezegenler ve TNO Açılarının İncelenmesi
TNO’lar ile tüm gezegenler arasındaki açılar incelendiğinde, Zeus/Plüton açıları belirgin şekilde öne çıkmakta, bunu Apollon/Neptün eşleşmesi izlemektedir (Tablo 4).
Uranian astrolojide Zeus, Mars ve Uranüs’e benzer bir enerjiyle sembolize edilir; amaç odaklı itici güç ve dinamik kuvveti temsil eder. Düzenli eylem, ateş, silahlar, döllenme ve bir süreci ileriye taşıyan momentumla ilişkilidir. Plüton/Zeus birleşimi, yeni bir evrenin başlangıcını veya mevcut koşulların ani değişimini ifade edebilir.
Apollon ise Jüpiter enerjisiyle bağlantılıdır ve geleneksel olarak İkizler burcu ile ilişkilendirilir. Katıldığı her konfigürasyona çoğalma ilkesini ekler; bilim, ticaret ve entelektüel uğraşlarla ilişkilidir. Apollon genişleme, büyütme ve gelişim süreçlerini simgeler. Deprem bağlamında Apollon’un genişletici etkisi, korku, yıkım ve kaybın tezahürünü yoğunlaştırarak doğal afetlerin etkisini daha belirgin hale getirebilir.
Gezegenler arası ve gezegen–TNO açıları açısından bakıldığında, artan (waxing) fazın özellikle etkili olduğu görülmektedir.
Gezegenler ve NN, ASC, MC
Gezegenlerin Yükselen (ASC) ve Tepe Noktası (MC) ile açı oluşturduğu konfigürasyonlar incelendiğinde, Merkür’ün ASC ile 45° yarı-kare açı yaptığı; Jüpiter ve Satürn’ün ise sırasıyla MC ile yarı-kare (45°) ve seskikare (135°) açı oluşturduğu görülmektedir (Grafik 3).

Gezegenlerin Ay Düğümleri (NN), Yükselen (ASC) ve Tepe Noktası (MC) ile kavuşumları incelendiğinde, Neptün’ün Uranüs ve Plüton ile, ayrıca Satürn/Uranüs açı ilişkilerinin hiyerarşik konumlarını koruduğu görülmektedir. Buna ek olarak, Mars’ın MC ve Plüton ile etkileşimleri örneklem grubunda belirgin bir farklılık göstermektedir (Tablo 5).
Tablo 5’te listelenen gezegen çiftleri arasındaki tüm açılar farklı gruplar üzerinde test edilmiş ve sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (Tablo 6).

Gezegenler ve Asteroitler
Asteroitler, astrolojik literatürde görece yeni bir kavram olup 1808’den itibaren alana girmiştir. Astrolojideki uygulamaları ise Eleanor Bach’ın 1973’te yayımladığı ilk asteroit efemerisi ile başlamıştır. İlk keşfedilen dört asteroit – Ceres, Pallas, Juno ve Vesta (keşif sırasına göre) – son dönemde daha sık kullanılmaya başlanmıştır. 1977’de Chiron’un keşfi ise Kentaurların ayrı bir grup olarak sınıflandırılmasına yol açmıştır.
Deprem gibi olağanüstü doğa olayları üzerindeki etkileri incelendiğinde, Uranüs/Pallas ile Jüpiter/Juno etkileşimleri verilerde öne çıkmaktadır. Bu bulgu, farklı gruplar arasında karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (Tablo 7).
.jpg)
İlk asteroit olan Ceres 1801’de keşfedildiğinden, erken dönem kaynaklarda bu gök cisimlerinin depremlerle ilişkilendirildiğine dair doğrudan referanslar bulunmamaktadır. Ancak, bu asteroitlere adını veren mitolojik figürler ile sismik olaylar arasında sembolik veya dolaylı bağlantılar kurulabilir. Bu bağlamda Pallas ve Juno özellikle dikkat çekicidir.
Pallas doğrudan depremlerle ilişkilendirilmemekle birlikte, bazı ezoterik yorumlarda kozmik patlamaların veya yıkıcı güçlerin sembolü olarak görülür. Mitolojik anlatılarda Pallas Athena’nın babası Zeus’un başından tamamen silahlı şekilde doğuşu, son derece şiddetli ve sarsıcı bir olay olarak tasvir edilir. Bu durum, literal bir sismik aktiviteyi değil, sembolik veya psikolojik bir sarsıntıyı işaret edebilir.
Juno ise genellikle Zeus ile yoğun kıskançlık ve güç mücadelelerine giren bir figür olarak betimlenir. Bu ilahi öfke ifadeleri, bazı sembolik okumalarca yeryüzünü “sarsabilecek” güçte görülür ve böylece depremlerle metaforik bir bağ kurulur. İlginç bir şekilde, Juno asteroidi en sık Jüpiter (Zeus ile ilişkilendirilen gezegen) tarafından açılanır.
Koç Noktası
0° Koç Noktası, ekliptik ile ekvatorun kesişimini ifade eder ve ilkbaharın başlangıcını simgeler. Sembolik olarak Dünya yeniden canlanır ve yeni bir döngüye hazırlanır. Mitolojide, Persephone ilkbahar ekinoksunda annesi Ceres ile yeniden birleşir; bu buluşma Ceres’in yasını sonlandırır ve dünyayı yeniden canlandırır.
İlkbahar ekinoksu tarihsel olarak bir mevsimsel döngünün başlangıcını işaret etmekle kalmaz, gök cisimleriyle etkileşimine bağlı olarak bir çağın doğuşunu da sembolize edebilir. Bu bağlamda, Plüton’un 0° Koç Noktası ile 1° orb içinde açı yaptığı gözlemlenmiştir; bu durum, Plüton’un gezegen kombinasyonları ve Tepe Noktası (MC) ile etkileşimlerinde olduğu gibi dikkat çekicidir (Grafik 4).
.jpg)
Kritik Dereceler
Kritik dereceler, her burç içinde astrolojik önemi yoğunlaştırdığına inanılan özel noktalardır. Genellikle 0°, 29° ve bazen 15° dereceleri başlangıçlar, bitişler ve yoğun nitelikler ile ilişkilendirilir. Bu hassas dereceler burçların üç niteliğiyle bağlantılıdır. Bir gök cismi bu dereceleri aktive ettiğinde, ilgili burçla bağlantılı belirli zorlukları ortaya çıkarma olasılığı yüksektir. Bu karşılaşmalar zorlayıcı olsa da, önemli yeni bakış açıları sunabilir. Deprem gibi trajediler sosyolojik ve teknik açıdan insanlığı mevcut sınırların ötesine geçmeye zorlamıştır.
Kritik dereceler:
- Öncü burçlar (Koç, Yengeç, Terazi, Oğlak): 0°, 13°, 26°
- Sabit burçlar (Boğa, Aslan, Akrep, Kova): 8–9°, 21–22°
- Değişken burçlar (İkizler, Başak, Yay, Balık): 4°, 17°
Verilerde gözlenen burç dağılımıyla tutarlı olarak, kritik dereceler içinde yine Oğlak ve Balık öne çıkmaktadır. Özellikle 26° Oğlak (öncü burç) ve 16° Balık (değişken burç) dikkate değer bulunmuştur. Bu bulgu, depremler ile Oğlak burcu arasında daha güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir (Grafik 5).
Gezegenlerin bu derecelerdeki dağılımı aşağıdaki tabloda sunulmaktadır.

Bu aynı dereceler Yükselen (ASC) ve Tepe Noktası (MC) ile ilişkilendirildiğinde, değişken burçların daha belirgin şekilde öne çıktığı görülmektedir (Grafik 6).

Ay Evreleri
Son dönemde, tutulmalar gibi Ay evreleri depremlerle ilişkilendirilen göksel olaylar arasında yer almaktadır.
US Geological Survey’den Susan Hough ve araştırma grubu tarafından Seismological Research Letters’ta yayımlanan yeni bir çalışmada, 1600’den günümüze kadar gerçekleşen 8 ve üzeri büyüklükteki 204 deprem incelenmiştir. Araştırmacıların vardığı sonuç, depremler ile Ay evreleri veya yılın belirli zamanları arasında algılanan ilişkinin tamamen rastlantısal olduğudur. Araştırmacılara göre, belirli günlerde ilgisiz depremlerin kümelenmesinin arkasında özel bir neden yoktur. Tek bir günde meydana gelen en fazla deprem sayısı 16’dır ve bu tarih Yeni Ay evresinden 7 gün sonrasına denk gelmiştir. İstatistiksel olarak bu verilerle Ay evrelerini büyük depremlerle doğrudan ilişkilendirmek mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte, araştırmacılar Ay evreleri ile büyük depremler arasındaki ilişkinin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini de belirtmektedir.
Araştırmacılara göre, gelgit stresleri bazı depremleri tetikleyebilir; ancak bu streslerin katkısı deprem veya sarsıntı tahmini yapmaya yetecek düzeyde değildir.
2016’da Tokyo Üniversitesi’nden iki ekip, son 20 yıl içinde 5 ve üzeri büyüklükteki depremleri analiz ederek, bu depremlerden önceki iki haftaya odaklanmıştır. Büyük depremlerin Dolunay ve Yeni Ay tarihlerine yakın gerçekleştiğini gözlemlemişlerdir. İlginçtir ki aynı çalışmada küçük depremler için herhangi bir bağlantı bulunmamıştır.
2003’te Tayvan’da yapılan bir başka çalışma da, 5 ve üzeri büyüklükteki depremler ile Ay evreleri arasında bir korelasyon olmadığını vurgulamıştır.
1687 deprem haritasında yapılan Ay evreleri analizi ise anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Grafik 7’de görüldüğü üzere, hem dört ana Ay evresi hem de sekiz detaylı evre ayrı ayrı incelenmiştir. Hiçbir grafik belirgin bir fark ortaya koymamaktadır. Yayılma (Disseminating) evresi ortalamadan belirgin şekilde sapmasa da diğerlerine kıyasla görece öne çıkmaktadır. Ancak örneklemde Dolunay öncesi evre 840 haritada, Dolunay ve sonraki evreler ise 847 haritada gözlemlendiğinden, kesin sonuçlar çıkarmak mümkün değildir.
.jpg)
Araştırmacıların sıkça kullandığı bir ifadeyi hatırlamak faydalıdır:
“Bir parayı art arda 5 kez atarsanız, 4 kez yazı gelebilir. Ancak bundan, her atışta yazı gelme olasılığının yüksek olduğu sonucunu çıkarmak yanlış olur.”
Orta Noktalar
Orta noktalar, iki astrolojik nokta arasındaki tam yarıyı temsil eder. Tüm gezegenler, Ay Düğümü (NN), Yükselen (ASC) ve Tepe Noktası (MC) ayrı ayrı gezegen orta noktalarında ve bu orta noktalara yapılan açılarda analiz edilmiştir.
Örneğin: Uranüs’ün Jüpiter/Plüton orta noktasına yaptığı açı (0°, 45°, 60°, 90°, 120°, 135°, 180°) (Tablo 8).

Vx ve Ep
Vx ve Ep analiz edildiğinde, bu noktaların gezegen orta noktalarıyla oluşturduğu açılarda anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir.
Sabit Yıldızlar
Evrenin her şeyi sürekli hareket halindedir. Astrolojide kullanılan “sabit yıldızlar” terimi aslında yanıltıcıdır; çünkü bu yıldızlar Güneş Sistemi’nin parçası olmadıkları için hareketsizmiş gibi görünürler. Oysa gerçekte sabit yıldızlar yaklaşık her 72 yılda bir derece kayar. Antik astrologlar, gözlemlenebilir en önemli yıldızların, gezegenler veya doğum haritasındaki açılarla yakın ilişkide olduklarında özel bir etkiye sahip olduklarına inanmışlardır.
Sabit yıldızların gezegenler, TNO’lar, asteroitler, Vx, Ep, ASC ve MC ile 2° orb içinde kavuşumları incelendiğinde, en belirgin sabit yıldızların Alhena ve Gemma olduğu görülmüştür. Diğer önemli sabit yıldızlar ise Tablo 9’da önem sırasına göre listelenmiştir.

Örneklemde Alhena, en sık Kuzey Ay Düğümü (NN) ile birlikte gözlemlenmiştir; bunu Kronos ve Hades takip etmektedir.
Gemma ise en çok Juno ve Jüpiter ile birlikte gözlemlenmiş, ardından Poseidon gelmiştir.
Gezegenlerle ilişkili sabit yıldızların dağılımı Tablo 10’da sunulmaktadır.
.jpg)
Gezegenlerin sabit yıldızlarla açıları açısından bakıldığında, Vega ve Achernar sıklıkları ve güçlü hizalanmaları nedeniyle özellikle dikkat çekmektedir.
- Vega, incelik, idealizm ve sanatsal yetenekle ilişkilendirilir; çoğunlukla onurlu ama duyusal yönelimli bir doğayı yansıtır.
- Achernar ise entelektüel uğraş, otorite ve dönüşümle sembolize edilir; geleneksel olarak denizcilik tehlikeleriyle bağlantılıdır.
Bu yıldızların önemli gezegensel konfigürasyonlarda tekrar eden varlığı, gözlemlenen astrolojik imzalarda yükseltilmiş bir sembolik rezonansa işaret edebilir (Tablo 11).
.jpg)
OOB Gezegenler
Bir gezegenin out of bounds (OOB) olarak tanımlanması, deklinasyonunun 23°28′ Kuzey veya Güney’i aşmasıyla gerçekleşir. Her gezegen ekliptik boyunca hareket eder ve ekliptiğin ekvator dairesine eğiminin dışına çıktığında, o gezegene olağanüstü bir önem atfedilebilir. Bu bağlamda OOB gezegenler, sıra dışı özelliklere sahip kabul edilmektedir.
1687 deprem haritasından oluşan örneklem grubunda, OOB gezegenler arasında en belirgin şekilde Mars gözlemlenmiştir; ardından Merkür, Ay ve Venüs gelmektedir. Bu sonuç farklı gruplar üzerinde test edildiğinde yalnızca iş grubu ile anlamlı bir sonuç elde edilmiştir (0.5 değeriyle). Diğer gruplarda ise anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır. Dolayısıyla OOB gezegenlerle ilgili belirgin bir bağlantı olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir (Grafik 8).
.jpg)
Açı Desenleri
Açı desenleri, gezegenlerin bir haritada oluşturduğu belirli geometrik konfigürasyonları ifade eder:
- Büyük Üçgen (Grand Trine): Üç gezegenin birbirine 120° açı yapmasıyla oluşur.
- T-Kare (T-Square): İki gezegenin karşıt açı yapması ve üçüncü bir gezegenin her ikisine kare açı yapmasıyla oluşur.
- Büyük Kare (Grand Cross): Dört farklı gezegenin birbirine kare açı yapmasıyla oluşur.
Örneklemde gözlemlenen açı desenleri arasında, Merkür–Jüpiter–Plüton üçlüsünü içeren bir Büyük Üçgen tespit edilmiştir (Tablo 12).

Başlangıçta yalnızca gezegenlerin oluşturduğu açı desenleri incelenmiştir. Daha sonra TNO’lar, asteroitler, ASC ve MC de dahil edilerek dağılımın nasıl değiştiği gözlemlenmiştir.
Son derece stresli bir açı deseni olan Büyük Kare (Grand Cross), geniş orb (8° orb) ile incelendiğinde bile nadiren gözlemlenmiştir.
Ayrıca bu sonucun farklı gruplar arasında karşılaştırılması, istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermektedir (13).

Sonuç
Tüm bu bulgular ışığında, Plüton’un farklı kombinasyonlarda en belirgin gezegen olarak öne çıktığı sonucuna varılabilir. Gerek gezegenler arasındaki açılarda gerekse Trans-Neptün Gezegenleri (TNP) ile yapılan konfigürasyonlarda Plüton baskın bir figür olarak ortaya çıkmaktadır. Plüton’un önemi yalnızca açılarla sınırlı değildir; açı desenlerinde, orta nokta kombinasyonlarında, 0° Koç Noktası ile ilişkilerinde, sabit yıldızlarla bağlantılarında ve kritik dereceler içinde de öne çıkarak veri seti genelinde temel bir bulgu olarak dikkat çekmektedir.
Plüton’un yavaş hareket eden bir gezegen olması ve örneklem grubunun tarihsel kapsamı göz önüne alındığında, farklı kategorilerde sıkça görülmesi belli ölçüde beklenen bir durumdur. Ancak, açı desenleri, orta nokta kombinasyonları ve açısal noktalarla bağlantıları dikkate alındığında önemi daha da belirgin hale gelmektedir.
Daha önce tartışıldığı üzere, Batlamyus’un (Ptolemaios) depremlerle ilgili yorumları Satürn ve Mars’ın toprak burçlarındaki konumuna vurgu yapmıştır. Bu araştırma da bu perspektifi destekler görünmektedir: Satürn’ün Oğlak burcundaki baskınlığı Batlamyus’un görüşüyle örtüşürken, Mars en sık İkizler–Yay ekseninde gözlemlenmiştir.
Ayrıca, Uranüs’ün meridyen (MC) ile ilişkisine dair geleneksel yorumlar mevcut bulgularla doğrudan çelişmese de, Uranüs yine de MC ile açı yapan gezegenler arasında yer almaktadır. Sırasıyla Satürn MC’ye 135° açı, Ay 90° açı, Jüpiter 45° açı yapmaktadır. Uranüs ve Mars da MC ile açı yapan ilk on gezegen arasında bulunmaktadır. Yükselen (ASC) açısından ise, en sık hızlı hareket eden gezegenlerin yarı-kare (45°) açılarıyla aktive olduğu görülmektedir (Tablo 14).

Tüm bulgular, nihai astro imza altında bir araya getirilmiş ve tüm örneklem gruplarında test edilmiştir.

Tüm belirgin bulgular tek bir astro imza altında birleştirilmiş ve orijinal örnekleme dahil olmayan, 2025 Mart ve Temmuz aylarında meydana gelen 6.0 ve üzeri büyüklükteki 13 deprem haritası üzerinde test edilmiştir.
Bu incelemede:
- Yavaş hareket eden gezegenler (Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton) birbirleriyle eşzamanlı etkileşim içinde gözlemlenmiştir.
- Ay düğümleri, hem gezegenlerle hem de gezegen orta noktalarıyla etkileşim halinde bulunmuştur. Bu durum, depremlerle bağlantılı olarak Ay ve Güneş arasındaki ilişkinin göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir.
- Hızlı hareket eden gezegenler arasında özellikle Mars, hem diğer gezegenlerle hem de Tepe Noktası (MC) ile kurduğu etkileşimler aracılığıyla, depremler bağlamında dikkatle gözlemlenmesi gereken bir faktör olarak öne çıkmaktadır (Tablo 15).

Kaynakça
(1) Arınma ritüellerinin bütününü kapsayan Namburbi Ritüelleri’nin metin ve içerikleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. (Çeçen, Gökçek, Akyüz 2020, s. 159)
(2) Agizza, R., 2001. Antik Yunan’da Mitoloji. Çeviren: Zühre, Z., Arkeoloji ve Sanat Yay., İstanbul, 18 s.
(3) Kranz, W., 1984. Antik Felsefe. Çeviren: Baydur, S. Y., Sosyan Yay., İstanbul, 29 s.
(4) O’Grady, P. F., 2002. Thales of Miletus: The Beginnings of Western Science and Philosophy, Routledge, New York, USA, s. 131–132.
(5) Ben-Menahem, A., 2006. A Concise History of Mainstream Seismology: Origins, Legacy and Perspectives, Bulletin of the Seismological Society of America, Vol. 85, No. 4, 1206 s.
(6) Şahin, Övünç, 2019. Mavi Gezegen, 27 s.
(7) Aristoteles, 2012. Philoponus On Aristotle Meteorology 1.4-9, 12. Çeviren: Kupreeva, I., Bloomsbury, London, UK, 84 s.
(8) Aristoteles, 2012. Philoponus On Aristotle Meteorology 1.4-9, 12. Çeviren: Kup…
(9) Ptolemy, Tetrabiblos, Kitap II, (11. Burçların Doğası ve Hava Üzerindeki Etkileri).
(10) Ptolemy, Tetrabiblos, Kitap IV, Bölüm 8, s. 197.
(11) R. Tomaschek, 1959, Nature Publishing Group.
(12) 2023, 18 Şubat, Biamag, Durakcan Yusuf Cem.
(13) 2016, 13 Eylül, Science Alert, Peter Dockrill.
(14) Ekim 2003, Terrestrial Atmospheric and Oceanic Sciences 14(3):1–10.
(15) Vivian E. Robson, 1923. Fixed Stars and Constellations in Astrology, s. 46, 126–127.
(16) George Noonan, 1990. Fixed Stars and Judicial Astrology, s. 14.


