Yükleniyor...

1999 Güneş Tutulması ve Gölcük Depremi

22 Ağustos 2017

1999 Güneş Tutulması ve Gölcük Depremi

Hepimizin bildiği gibi 17 Ağustos 1999 tarihinde,  İzmit körfezinde 7.4 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşti. Kayıtlara göre bu depremde,17.480 kişi hayatını kaybetti. Bugünlerde Ege Denizi’nde meydana gelen depremlerle birlikte yaklaşan Güneş tutulmasının başka felaketleri tetikleyip tetiklemeyeceği tartışılıyor. Yakın tarihte gerçekleşen Gölcük depremine astrolojik yaklaşımla biraz ışık tutalım.

Tutulmalar ( Güneş/Ay ) ışığın engellenmesiyle ilgilidir. Güneş tutulması yoğun ve parlak bir ışığın engellenmesi olduğundan daha somut olaylara etki ederler. Savaş, önemli ölümler, suikastler, uçak kazaları, depremler, doğal afetler gibi olaylar Güneş tutulmasıyla ilişkilendirilir.

Ay tutulmalarının etkileri ise, tekrarlanan tabiat olayları; ekonomik  krizler, mahsullerde zarar, salgın hastalık, gizli sadırılar ile ilişkilendirilir.

Her yıl, belirli periyodlarda birbirinin tamamlayıcısı olan, aynı aksta yer alan  ( zıt burçlarda ) bir tutulma serisi gerçekleşir. Bu tutulmalar birbirlerine 10 derece orb içinde, zıt burçlarda gerçekleştiğinde ve Geodetik haritada köşesel evlerde yer aldıklarında; barındırdıkları enerjinin yeryüzünde bir olay şeklinde ortaya çıkma ihtimalini kuvvetlendirirler. Deprem ve  tsunami gibi kuvvetli olayların tek tutulmadan ziyade aynı aksta yer alan tamamlayıcı diğer tutulma ile değerlendirilmesi daha açıklayıcı olacaktır. Sonuçta her iki tutulma da, gökyüzünde belirli noktaları hassas hale getirerek, olayın açığa çıkmasına sebep olurlar.

11 Ağustos 1999 tarihinde 180 Aslan burcunda Türkiye’den de gözlemlenen bir Güneş tutulması gerçekleşti.  Zıt burcunda gerçekleşen tutulma ise 16 Şubat 1999 tarihinde 270 Kova burcunda gözlemlendi. Her iki tutulmayı Geodetik haritada incelediğimizde köşesel evlerde yer aldığını görürüz.  

11 Ağustos haritasında Güneş/Ay, Uranüs, Saturn ve Mars birbirlerine 900 lik açı yaparak gökyüzünde büyük kareyi oluşturdular. Bu tür bir açı kalıbı çok büyük bir enerjiyi içinde barındırır. Dört duvarın içine sıkışmış ve dışarıya yol bulamayan stresli bir enerji söz konusudur.

Tutulma anındaki büyük karede; yıkıcı ve savaşçı enerjiyi temsil eden Mars bir köşede, kısıtlanma, daralma ve yapıları temsil eden Saturn ise diğer köşede yer alıyor.  Sabit burçlarda oluşan bu açı kalıbı Türkiye’nin köşesel evlerinde gerçekleştiği için son derece dramatik bir olayı açığa çıkarıyor elbette.

( Mars  depremler, toprak kayması gibi doğal afetlerin temsil edildiği 4. Ev’de konumlanıyor. )

Tutulmaya karşıtlık yaparak gerilimi arttıran Uranüs’ün de rolünü unutmamak gerekir.  

17 Ağustos 1999 Venus gezegenin geri harekette olduğu yani gündüz gezegeni olmaya hazırlandığını görüyoruz. Eski medeniyetlerde Venüs gündüz gezegeni olarak ufuktan yükseldiğinde “Savaş Tanrıçası” olduğuna inanılırdı. Güneş’ten önce doğarak Güneş’in önünü açtığı ve yolunu temizlediği inancı yaygındı.  Aztek ve İnka’ların Venus’ün ışığından korunmak için evlerinden çıkmadıkları rivayet edilir. Bu açıdan baktığımızda; savaşçı kimliğine hazırlanan Venüs, Güneş ile birlikte 270 Kova’daki güneş tutulması derecesini tetikleyerek bu enerjiyi açığa çıkarıyor.

Transit Ay ise deprem anı haritasında  00 ile Akrep burcuna girdiği anda Mars / Neptun karesi ile oluşan hassas noktayı tetikleyerek etki meydana getiriyor.

Tutulma anında gökyüzündeki yıldız haritasına bakacak olursak; Sirius yıldızının yükselmekte  olduğunu görürüz. Bu yıldız olay anında ufukta gözlemlendiğinde ölümle sonuçlanan yaralanmalar, büyük tehlikelere işaret eder.


( eclipse.gsfc.nasa.gov )

Sirius  Yunanca “Seirios” kelimesinden gelmektedir. Her iki kelime de Hint – Avrupa dil grubundan gelip; kök olarak; kuvvetlice, vahşice sarsmak anlamına gelen “tweist”  kelimesine  dayanmaktadır. Bu sebeple “seismo” “seirios” depremle ilişkilendirilmiş kelimelerdir. ( Maria Meteus/ Kepler kolej)


Bir diğer deprem göstergesinin, Natal Neptün’ün tutulma derecesi ile tetiklenmesi olduğunu söyleyebiliriz.

Roma mitolojisine göre Poseidon (Neptun) depremler, denizler, atlar tanrısıdır. Kronos ve Rheia’nın oğludur. Elinde tuttuğu üç dişli asasını yere vurduğunda deprem meydana getirir. Hırs ve gücü sembolize eder. Dünyanın en mükemmel şehrini inşa etmek için Atlantis’in yok olmasına sebep olmuştur. 180 Aslan burcundaki tutulma da Türkiye’nin natal Neptün’ün üzerinde gerçekleşerek bu enerjiyi açığa çıkarmıştır. Neptün’ün denizlerle olan bağlantısını depremin körfezde gerçekleşmesi ile ilişkilendirebileceğimiz bir bağlantı diyebiliriz.

Sembolik dilde ışığın kısa bir süre için  gökyüzünde kesilmesi hayatın olağan akışının engellenmesidir. Tutulmalar da, kişisel haritalarımızda önemli noktaları tetiklediklerinde hayatımızın olağan akışında değişiklik meydana getirirler. Çalar saat gibi işlev görürler. Hayat bir platformdan diğerine sıçramak zorundadır. Biz her ne kadar hazır olmasak da, sıramız gelmiştir. Ruhun tekamül etmesi gerekir. Yeni bir sahne kurulur önümüzde ve biz bu sahnede yerimizi almak zorundayızdır. 1999 yılında Türkiye acı bir olayla büyük bir ders aldı aslında. Kitaplardaki basit, kuru bir tariften öteye geçti “deprem” kelimesi bizler için. Yeterli olsun olmasın bir  farkındalık da gelişti depreme karşı.

21 Ağustos 2017 tarihinde aynı “Saros Döngüsü”ne ait bir tutulma daha yaşayacağız. Saros döngüsü yaklaşık olarak 18 yıl 11 gün 8 saat zaman aralığında gerçekleşir.  Bir saros döngüsü tutulmasından sonra; Güneş, dünya ve Ay yaklaşık  aynı gometric hizalanmaya geri dönerek hemen hemen aynı tutulmayı oluştururlar. Ay aynı fazında, aynı düğümde ve dünyadan aynı uzaklıktadır. Bununla birlikte Dünay da Güneşten aynı uzaklıkta ve aynı yöne doğru eğiktir. Aynı Saros Döngüsüne ait bir önceki tutulma 11 Ağustos 1999 yılındaydı, bir sonraki ise 2 Eylül 2035 tarihinde gerçekleşecek. (https://eclipse2017.nasa.gov/what-saros-cycle)

Her ne kadar bu tutulma Türkiye’den gözlemlenmese de Geodetik haritaya göre Uranüs’ün iz düşümü  Türkiye üzerinden  geçiyor. Tutulma sonrası çok hayırlı gelişmelerin yaşanacağını söylemek oldukça zor bana göre.

 

Yorum Ekle